22 Haziran 2013 Cumartesi

bir ajan cenneti, "Graceland"

Normal sezon olarak adlandırdığımız bu sonbahar-kış dönemi dizileri tek tek dükkanı kapatırken en erken eylüle kadar, biz dizi izleyicilerini de sahillere gönderiyorlar. En azından ekranımızda. Çünkü daha benim gibi, sahil-tatil-kum-güneş-su görememiş pek çoğu olduğunu biliyorum, oradasınız siz de, hep birlikte sabah erkenden kalkıp okul servislerinden boşalmış yollardan kapalı soğuk ofislerimize gidiyoruz. Akşamları da yol çalışmasından tıkanmış yollardan eve dönmeye çalışıp, ayaklarımızı uzatabileceğimiz bir kanepe arıyoruz. Ama hemen umutsuzluğa kapılmayın, en azından yalnız değiliz ve dizi piyasası bizi avutabilmek için var gücüyle çalışıyor.
ajanlığın ilk kuralı-sörf yapacaksın
Bu çalışmalar arasından ilk bahsedeceğim "Graceland". 6 haziranda başlayan dizi her perşembe akşamı Amerika'da 10'da yayınlanıyor USA'de. Şimdiden 3 bölümü yayınlandı ve reytinglerinin gösterdiği kadarıyla 2-3 milyon izleyiciye ulaşmış durumda. Yaratıcısı Jeff Eastin, 3 sezondur yayınlanan White Collar'ın da yapımcısı.
sahil evi de böyle olur
Graceland, başlarken yazdığına göre gerçeklerden yola çıkılmış bir hikayeyi anlatıyor bize. Güney Kaliforniya'da bir sahil evinde FBI'dan, DEA'den ve ICE'den yetenekli mi yetenekli bir grup ajan birlikte yaşıyor. Hepsi "undercover", yani her birinin o neşeli mi neşeli sıcak mı sıcak Kaliforniya sokaklarında bir kimliği var. Kimisi mafyada, kimisi pilotmuş kimisi ilaç mümessiliymiş gibi davranıyor. Ve kaçak göçek ne dönüyorsa etrafta hepsini öğrenip gizliden müdahale ediyorlar.

FBI'ın akademisinden - özel bir ismi var mı bilemedim şimdi, akademi diyelim - yeni mezun hem de birincilikle mezun sırım gibi ajanımız Mike Warren ise başkente, FBI merkezine tayin olmayı beklerken okuldan çıkar çıkmaz, bu Graceland'e gönderiliyor. Graceland'de Briggs, Johnny, Paige, Charlie, Jakes, Lauren var. Mike'ın oraya gönderilmesi ise Donnie isimli ajanımızın bir operasyon sırasında kimliğinin ortaya çıkması ile vurulmasından ve evden gönderilmesinden sonra oluyor. Gidip Washington'da düzgün bir şekilde işini yapacağı hayalleriyle kendini Graceland'in karmakarışık, sahilde içki partili, barlarda yalanlarla kız elde etmeli, kendini mafyaya kaçakçı olarak tanıtmalı, sörflü, hotdoglu dünyasında buluveren Mike eh tabi haliyle pek bir şaşkına dönüyor. Ama oyun içinde oyun var, paranoyak FBI Mike'ı oraya boşu boşuna göndermemiş. Graceland'in bir nevi abisi sayılan, yılların efsanesi, akademinin önceki birincisi Briggs'i gizliden gizliye araştıracak Mike. Amaç bu.
mike olmuş undercover
Böyle bakınca ilk bölümden itibaren eğlenceli, yer yer karanlık ama bolca karışık bir hikaye izlediğimizi söyleyebilirim. Ajanlı, aksiyonlu, mafyalı ve Kaliforniyalı her hikayeden bekleyebileceğimiz kadar eğlence mevcut. Senaryo çok kafayı takmadığınızda, sorgulamadığınızda akıp gidebiliyor. Paul Briggs olarak Daniel Sunjata bence inanılmaz karizmatik ve başarılı olmuş, onun yerine başka biri konsa böyle olur muydu bu karakter bilmiyorum. Mike Warren olarak Aaron Tveit'e en başta insanın gözü alışamıyor, oynayamıyor, odun gibi duruyor gibi geliyor ama bölümler ilerledikçe kendini bulur belki diyorum şimdilik. Jakes rolündeki Brandon Jay McLaren ve Johnny rolündeki Manny Montana ellerindeki senaryonun da yardımıyla oldukça eğlenceli ve iyiler. Vanessa Ferlito'yu ise Charlie olarak izliyoruz ve o açık ağız ve dudaklar ile gene de karizmatik yürüyor.
ah charlie vah charlie
Graceland şimdilik parıltılı Kaliforniya sahilleri, şortlu taş gibi kadınları, karizmatik ajanları, eğlenceli komik ajanları, klasik Rus ya da uzakdoğulu mafyası, Bob Marley kılıklı siyahileri ve her bölüm en azından bir iki yere operasyon düzenleyip kötü adamları yakalayan aksiyon sosuyla izlenebilir bir yaz dizisi gibi. En azından ilk bölümüne falan şöyle bir bakın derim. En azından tatile gidene kadar, insana kendini iyi hissettirecek kadar sahil gösteriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder