27 Ekim 2011 Perşembe

Conan The Barbarian (2011)

Kimmerler ya da Kimmeryalılar, esasında M.Ö.8.yy.da ve belki de onun da öncesinde Karadeniz'in kuzeyinde özellikle de Ukrayna'nın güney bölgesinde yaşadıkları düşünülen bir halk. İlk kez M.Ö.721-715 dolaylarından kaldığı belirlenen yazılı Asur belgelerinde isimlerine rastlıyoruz. O yüzyılda ne olduysa olmuş, Kimmerler Karadeniz'in kuzeyinde ikiye ayrılıp, doğudan ve batıdan Anadolu'ya göçmüşler. Doğudan gelenler o sırada Doğu Anadolu'da halihazırda pek de başarılı olmuş bir devlet olan Urartulara sıkıntı çıkarmış. Hatta daha da ileri giderek, aşağıdaki koskoca Assur Devleti'ne kafa tutmuşlar. Bir yandan da Anadolu'nun içlerine, Frig topraklarına dalarken batıdan gelen akrabalarıyla karşılaşıp, bütünleşmiş ve Lidyalılara bile bulaşmışlar. Zavallı Lidya kralı Gyges gördüğü rüyayı yanlış yorumlayarak savaşa gitme gafletinde bulununca onu da halletmişler.
Ve bütün bunları yapan ortalığı karıştıran bu millet göçebe savaşçı kabilelerinden oluşuyormuş. Öldüklerinde kılıçları, mızrakları ve yayları ile gömülen, belki de tek mülkiyetleri inekleri olan bu savaşçıların ne yazık ki belli bir birlikleri, devletleri olmamış. Zaten bu sebeple de haklarındaki son kayda M.Ö.515'te rastlıyoruz ve böylece tarih sahnesinden yok oluyorlar. İlk başta yerlerinden yurtlarından İskitler tarafından kovalandıkları söyleniyor bazen, hatta İskitlerle karışık bile düşünülüyorlar bu yüzden. Amazonların da bu savaşçı İskit veya Kimmer kadınlarından oldukları da teoriler arasında. Ama tabi ufacık bir fark var ki Kimmerlerin yaya olarak, İskitlerinse atlı savaştıkları biliniyor.
Conan'ın yaratıcısı R.E.Howard
Robert Erwin Howard tam da Amerika'nın büyük bunalım döneminde yani 1900'lerin ilk 30 senesinde yaşamış bir Amerikalı yazar. "Kılıç ve büyücülük" denen fantastik alt-türünün tek başına yaratıcısı ve dünya çapında acayip okunan, tanınan bir yazar. Neredeyse sadece 10-15 yıllık bir süreç içinde yarattığı hikayeler ve bunların kahramanları hep oldukça ilginç ve aykırı tipler. Tarihten aldıklarını tamamen kendi hayalgücünde yeniden yorumlamış gibi yazmış ne yarattıysa. Kendisi tarihi çok severmiş ancak tarihsel şeyler yazabilmek için gerekli araştırma zamanına sahip değilmiş. Bu yüzden olsa gerek kendine hayali zaman çizgileri ve dönemleri yaratmış. Kimmeryalı barbar Conan da Atlantis ve Kimmerler öykülerinden beslenen böyle bir kahraman.
Bunun dışında yarattığı kahramanları da söyleyince ne dediğimi anlayacaksınız : Atlantisli kahramanı Kull var mesela, ya da kendi ahlaki değerlerine sahip ama bir yandan o ölçüde de muhafazakar olmasına rağmen insanlara göre tamamen yobaz olan karanlık dindar Solomon Kane 17.yy.da Avrupa'dan Afrika'ya doğaüstü olaylarla dolu serüvenler yaşar. Bran Mak Morn vardır sonra, Roma döneminde bir İskoç kahramandır. Solomon Kane'in kitap olarak toplanmış hikayelerini okumaya çalışmışlığım var, ama bu kadar ilginç ve akıcı, macera dolu şeyler yazmış olmasına rağmen Howard'ın yazdıklarını bitirememiştim o zaman. Neden bilmiyorum, içime sıkıntı vermişti tuhaf bir şekilde. O yüzden yazdıklarının sinema uyarlamaları izliyorum sadece, tamamen eğlenceli ve zararsız oluyorlar.
Neyse ilki 1982'de sinemaları işgal eden Conan The Barbarian filminde sizin de bildiğiniz gibi Vali Arny oynuyordu. Neredeyse 30 yıl sonraki Conan ise tadından yenmeyen Jason Momoa. 80'lerdeki iki filmin (Conan the Barbarian ve Conan the Destroyer) yavaşlığının yanında 2011 senesi Conan'a yaramış görünüyor. Çok çok iyi halledilmiş dövüş, saldırı, yıkım sahneleri var. Çok iyi çekilmiş tıkır tıkır işleyen koreografiler ve onların ortasında parlayan fiziki açıdan gayet mükemmel oyuncular sayesinde, neredeyse hiç olmayan diyalogları veya hikaye örgüsünü sallamıyoruz bile. Herşey böyle bir filmden beklenmesi gerektiği gibi : Bol bol kan, kılıç, patlayan kafalar, çıplak vücutlar, ürkütücü büyücüler, korsanlar, zindanlar, barbar kabileler, güzel kadınlar ve kaslı adamlar. Aksiyon, macera bir an bile durmuyor. Herşeyi, herkesi unutturuyor perdede olanlar bize. Bir 2,5 saatliğine kendi dünyamızın tüm kötülüklerinden, sıkıntılarından arınıyoruz. Conan'la birlikte kılıç sallıyoruz. Ve bunların hepsi hakikaten kaliteli bir şekilde önümüze sunuluyor, her bir sahnesi hakkını vererek çekildiğinden iyki de bu kadar para harcamışlar prodüksiyona diyoruz.
Peki olay mı ne bu Conan filminde? Önemi yok açıkçası ama hadi bir miktar fikrimiz olsun. Harboria Çağı denen bir çağdayız. Atlantis sulara gömüleli çok olmamış ama asıl uygarlıklar da henüz doğmamış. Büyücü Acheron döneminde ölmüş kralların kemiklerinden bir maske yapılıyor ve bu maske kötü güçlerle birlikte hükmetme yetkisi veriyor. Ancak buna karşı çıkan Kimmer kavimleri toplaşıp, kötü kralı hallediyorlar ve her biri maskenin bir parçasını alıp, saklıyor. Bir kehanette de bir kralın doğacağı ve dünyayı değiştireceği söyleniyor. Sonra bir kavim başı, Zym çıkıp, maskeyi toparlayıp gücü elde etmeye çalışıyor. Maskenin son parçası Corin'de. Köyüne gelip, ortalığı dağıtıyorlar Zym'in öncülüğünde ve Corin'i öldürüyorlar. Corin'in oğlu, savaşta doğmuş Conan kalıyor geriye ve hırsızlık, serserilik yaparak dolaştığı 20 yıl sonunda babası ve köyünün intikamını almak üzere yola çıkıyor.
En esaslı yardımcı oyunculardan olan Ron Perlman'ı Corin olarak izliyoruz, Khalar Zym Stephen Lang, büyücü Marique olarak Rose McGowan ve film dışında güzel bulmadığım ama filmde bir içim su olan Tamara rolünde de Rachel Nichols var. Öncesinde baya bir video yönetmişliği olan Alman yönetmen Marcus Nispel yönetmen koltuğunda.
Dediğim gibi, filmi ben sevdim, beğendim. Gayet de güzel işte. Daha ne bekleyebilirsiniz ki Conan'dan?
Zaten sanırım aşık da olmuş olabilirim. Daha fazla Jason Momoa'ya ihtiyacı var bu dünyanın,biz hobbitlerin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder