21 Mayıs 2011 Cumartesi

TAKING WOODSTOCK (2009)

Sabit Uyarı: Bu ibarenin olduğu her bir film anlatısı-incelemesi,önceki senelere aitti.O yüzden "yok spoiler dı,yok efendime söyleyim film kritiğiydi başıydı sonuydu", yer alabilir, içinde geçebilir, birşeyler olabilir. Ben anlamam, demedi demeyin.

"Özgürlük, bazen kendi adından başka adlar altında görünür."
15 Ağustos 1969 günü 17.07'de Richie Havens White Lake'deki o arazide sahneye çıktığında başlayan şey, 40 yılı aşkın süredir kimilerince böyle adlandırılıyor: Özgürlük.Yılların biriktirdiklerinin 68'te tavana vurmasından bir yıl sonra 3 buçuk gün boyunca Amerika'nın bir köşesinde yarım milyon insanın dahil olduğu bu olay belki de bir müzik festivalinden daha fazlasıydı. Hatta kesinlikle, evet kesinlikle, çok daha fazlasıydı.
Festivalin gerçekleşmesini sağlayanlardan biri olan Elliot Tiber'ın kitabından uyarlanan senaryoyu filme dönüştürme işini Brokeback Mountain ve Sense&Sensibility'den hatırlayabileceğimiz Ang Lee üstlenmiş. Hikaye, 1969 yazında Elliot Tiber'ın anne ve babasının işlettiği El Monaco tatil köyünün (ismi sadece tatil köyü, yoksa filmin de ilk dakikalarında gülümseyerek gördüğümüz gibi kesinlikle tatil köyüyle alakası yok.) yaz sezonu için yardıma gelmesiyle başlıyor bir anlamda. Elliot, resim yapan, büyük şehirde bir hayatı olan ya da en azından olabilmesini uman bir genç. Ancak akranlarının aksine ailesinden kopamamış, annesinin hiç minnet duymayan haline ve babasının gıkını çıkarmayan haline karşın gene de belli bir evlatlık dürtüsüyle onların yanıbaşından ayrılamıyor. İstiyor ama bırakamıyor. Çünkü zaten işler çok kötü, para sıkıntısı had safhada. İşlerini kaybetmek üzereler ve babası kısa bir süre önce kalp krizi geçirmiş.
Tüm bunların arasında Elliot bir çıkış yolu ararken, Woodstock müzik festivalinin düzenlenecek yer aradığını görüyor. Gözünü karartıyor ve düzenleyenleri arayarak, kendi arazilerinde yapabileceklerini söylüyor. Ancak Michael Lang ve diğerleri araziyi festival için iyi bulmuyorlar ve Elliot bunun üzerine komşuları Max Yasgur'un arazisini öneriyor. Sonunda anlaşmalar sağlanıyor, Yasgur'un arazisinde festival için hazırlıklar başlıyor ve Elliot da festivalin basın danışmanı oluyor.
Ondan sonra olanlarsa, sadece insanların kendi ufak dünyalarını değiştirmekle kalmayıp, belki de tüm bir dünyayı değiştiren bir özgürlük çağrısının melodilerine dönüşüyor. Aynı yerde yatıp kalkan, aynı battaniyelere sarınan, aynı kaplardan yiyen yarım milyon insan ve yağan yağmurla bataklığa dönüşen çamur, zamanı-geleni-gideni belli olmayan sahne ve Jimi Hendrix'in de sonradan diyeceği gibi "iyi müzik, hakiki müzik".
Filmin bir diğer güzelliği de Woodstock kayıtlarından görüntü kullanılmadan her sahnenin bugünden oyuncularla yeniden oluşturulmuş olması. Bu açıdan bir belgeselden ziyade tamamen bir sinema filmi olma yolunda başarılı bir adım atmış gibi görünüyor. Ayrıca Harry Potter serilerinden hatırlayabileceğimiz Imelda Stunton (Dolores Umbridge-cidden sinir bozucuydu) bu kez de Elliot'un kirli çıkı annesini canlandırırken harikalar yaratıyor. Emile Hirsch de Vietnam gazisi rolünde. Onun olduğu her filmi severiz ziyadesiyle.
Woodstock Generation 1969-...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder