24 Aralık 2013 Salı

her şey korkmakla başlarmış

İnsanlık gri ve ıssız bir bilinç bulanıklığının pençesinde. Burada daha evvel konuşan usta selefim William Faulkner'ın da değindiği gibi evrensel korku trajedisi o kadar uzun zamandır devam etmekte ki artık ruhsal problemler kalmadı, o yüzden insan kalbinin kendisiyle kavgası yazılmaya değer tek şey gibi görünüyor.
Faulkner, insanoğlunun zayıflığı gibi gücünün de diğer bütün insanlardan daha fazla farkındaydı. Yazarın varlık sebebinin korkuyu anlamak ve çözmek olduğunu biliyordu.
Bu yeni bir durum değil. Yazarın tarihi misyonu devam etmekte sadece. Yazar, ilerleyebilmemiz için, başarısızlıklarımızı ve hatalarımızı bizlere göstermekle ve tehlikeli düşlerimizi kazıp çıkartmakla yükümlüdür.
Dahası, yazar insanoğlunun kanıtlanmış kalp ve gönül yüceliğini, yenilgiye gerdiği göğsünü, cesaretini, şefkatini ve sevgisini gösterip kutlamak için atanmıştır. Zayıflığa ve umutsuzluğa karşı sonsuz savaşta, bunlar parlak umut ve ilerleme işaretleridir.
İnsanın mükemmelliğine yürekten inanmayan birinin ne edebiyatla bağı olduğunu ne de kendini edebiyata adadığını düşünürüm.
[Sabit Fikir'de John Steinbeck'in Nobel ödülünü alırken yaptığı konuşmadan bir kısım. Faulkner'ın hakikaten de dediği gibi "Yazar bunları tekrar öğrenmeli. Her şeyin korkmakla başladığını öğrenmeli. Çalışma odasında sadece kalbin eski doğrularına, geçici ve ölüme terk edilmiş hikayelerin mahrum bırakıldığı evrensel gerçeklere, sevgiye, onura, acıma duygusuna, gurura, şefkate ve fedakarlığa yer verip, bunları sonsuza dek unutmamalıdır. Bunları öğrenene kadar bir lanetin gölgesinde çalışacaktır. "]
[William Faulkner'ın Nobel ödülünü alırkenki konuşması da Sabit Fikir'de.]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder