10 Ekim 2013 Perşembe

sezonun yenilerinden : Sleepy Hollow


"Sleepy Hollow"un benim için önemi ve yeri çok ayrıdır; sene 2000'de Johnny ile tanışmamı sağlayan bir Tim Burton filmi olarak hafızamın, ruhumun en derin yerine kazınmış durumda. Tim Burton'ın bu Johnny çalışmalarının başlardakilerinden olan film, Washington Irving'in 1820'de yayınlanan kısa hikayesi "The Legend of Sleepy Hollow"dan yola çıkılarak çekilmiş olsa da hikayeden epey farklı bir yere gitmiş durumda. Benim gibi filmi izledikten yaklaşık 10 sene sonra bahse konu hikayeyi okursanız hakikaten de ne yapmış bunlar be diyebiliyorsunuz.
tv.com
Irving'in hikayesi 1790'da, film 1799'da geçiyor. Seneler seneler sonra karşımıza çıkardıkları bu FOX yapımı dizi ise Ichabod Crane'i 1776'da George Washington'ın komutası altında Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nda doğaüstü güçlerle savaşan bir asker olarak tanıştırıyor bize (karıştırmayın bakın bu Revolutionary War, öbürü Civil War, ben karıştırıyorum misal. İlki 1775-1783 arasında, ikincisi 1861-1865 arasında olup bitmiş. İlkinde Britanya'ya karşı, ikincisinde kendi aralarında savaşmışlar.). Bu savaşı sırasında Ichabod'u o meşhur başsız süvariyle karşı karşıya buluyoruz, tabi henüz başsız değil, yüzünde bir maske varken. Ichabod süvarinin başını kesiyor ama kendisi de yaralanıyor ve bir sonraki an Ichabod'un yaklaşık 230 yıl sonra gömüldüğü mezardan çıkışına şahit oluyoruz. Tam da başsız süvarinin günümüz orta sınıf bir Amerikan kasabası olan Sleepy Hollow'a dönüp, olur olmaz insanların kafalarını uçurduğu bir anda.
sene 1776

tv.com
Ichabod mezarından çıkıp kendini asfaltlanmış yolun ilginçliğiyle terbiye ederken, uçan kafaları araştıran kasabasımızın şerifi adeta bir Hulusi Kentmen edasında çaylağı olan polis memuru - lieutenant diyorlar orada ama bildiğin polis değil mi bu ablamız - Abbie'ye hayat dersleri verme çabasında. Nitekim dersleri kendi öğreneceği varmış Abbie'nin, şerif de başı uçanlar kervanına katıldığında kasabamızın, polislerinin ve dahil Abbie'nin yolu Ichabod ile kesişiyor. Önce - doğal olarak - deli muamelesi yaptıkları bu tiple sonra bir de bakmışız birlikte olayları çözüyorlar. Doğal olmayan ise Ichabod'un 230 yıl sonra mezarından kalkıp, hemen kendine bir kader - destiny dikkatinizi çekerim - tayin edip, bunu kabullenmesi ve etrafta "mahşerin dört atlısı geliyor hehooyy biz de seninle dünyayı kurtaracak iki kankayız abbie, kaderimiz bu, hadi bir yandan 'bonding' yaparken bir yandan da allahın her günü bir başka 'demon'ın fırladığı bu kasabada eski amerikan kültürünün köşe taşlarını araştıralım" havasında gezmeye başlaması. Adam bir saniye tereddüt etmedi ya allahım, bir anlığına bile olsa durup da olayın tuhaflığının ayırdına varmadı ya. Mezardan çıktın be adam, öldün de dirildin, yüzyıllar geçirdin toprak altında, afeti devran karın cadı çıktı, başka bir alemde kapana kısılmış sana seslendi. Sense bir an bile durup da laan noluyoorr laaan demedin.
tv.com
tv.com

O tarafını karıştırmazsak, dizi oldukça iyi gidiyor. Şimdilik 4 bölüm yayınlandı. Her hafta belirli dozlarda korkutucu öğelerle fantastik hikayeler anlatıyorlar. Hikayeleri temelde çoğunlukla amerikan kültürünün öğelerinden yola çıkılmış oluyor, aralara Ichabod'un 1700ler flashbackleri serpiştiriliyor. Çekim kalitesi, karakter anlatımı, her hafta karşımıza çıkan yeni yeni yaratıkların kostüm ve makyajları oldukça iyi. Çoğu yerde insanın tüylerini diken diken edecek kadar gerilim oluşturuyorlar.
ahh katrina

Son olarak Tom Mison ismini bundan 3 ay önce "Lost in Austen"ı anlatırken sizlere belirtmiştim diye hatırlatmak istiyorum. Kendisini izlemekte fayda var bence. (Aynı kısa dizideki bir diğer karakteri canlandıran Tom Riley'nin de - 2014'te - ikinci sezonunu göreceğimiz Da Vinci's Demons'da başrolde olduğunu hepimiz biliyoruz herhalde).
işte böyle birşey

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder