20 Ekim 2013 Pazar

sezonun yenilerinden : The Blacklist

Açıkçası yeni bir FBI-CIA-bilmem ne bilmem ne işine daha ihtiyacım yoktu. Yeteri kadar filmini dizisini izledim, izledik. Seri katiller, psikopat katiller, zeki ama yalnız dolandırıcılar, uluslararası suçlular havuzunu o kadar fazla gördüm ki bizim tv ekranlarımızdaki zengin/fakir kız-fakir/zengin oğlan kara sevdalarından daha da bıktırıcı oldu. The Blacklist'in haberleri ilk geldiğinde de beni diziye çeken hikayesi falan olmadı, James Spader ve Parminder Nagra isimleriydi ilgimi çeken.
red'i getirin fotoğrafların olduğu panonun önüne, çözsün olayı sahnesi
fbi ve cia bakışması

Taking Lives, Perfect Stranger ve The Call gibi filmleri ortaya çıkarmış olan Jon Bokenkamp'ın fikri bu The Blacklist. FBI ajanı olmak üzere yetiştirilmiş, oldukça da başarılı gözüken ve müthiş bir gelecek vaadeden Raymond Reddington bir gün ortadan yok olur. 20 yıl boyunca en büyük suçların arkasındaki adam olarak FBI'ın en çok arananlar listesinde yer aldıktan sonra çıkıp gelir ve teklifini yapar: Size en azılı suçluları yakalatacağım ama benim kurallarımla oynarsak. Raymond "Red" Reddington'ın ilk kuralı sadece Elizabeth Keen ile konuşacağıdır. Elizabeth yeni mezun olmuş bir FBI ajanıdır, onların deyimiyle profil çıkarma uzmanı. Elizabeth'in kendisi de dahil olmak üzere hiç kimse Red'in neden onun seçtiğini bilemez. Red'in diğer istekleri iki özel yardımcısıdır; bir ekonomist olan Luli ve fedai görünümlü Dembe. Eh tabi CIA de ortamı boş bırakmamak adına bu ekibe kendi adamını katar, ajan Meera Malik.
fbi ajanı matematik öğretmeniyle mi evli olurmuş
Şimdilik 4 bölümü yayınlanan dizide olaylar genelde her bölümde Red'in durup dururken milleti oturduğu yerden galeyana getirmesi şeklinde gelişiyor. Evet bugün de bilmem kim şurada çok pis suç işleyecek demedi demeyin çıkışını yapmasıyla tüm FBI'ın bön bön bakması bir oluyor. Ekibin başındaki Harold Cooper ve onun her yere koşturttuğu Donald Ressler önce bir yo hayır yo dostum bu bizi yiyor gene muhabbeti yapıyor, her sahnede taş bebek gibi fondöteni bozulmadan duran Elizabeth de istemiyorum oynamayacağım artık tripleri atıyor. Ama neyseki tüm bunlara rağmen sonunda olayı çözüp kötü adamı öldürmek, kemiğini kırmak vb. yöntemlerle durduruyor hayatları kurtarıyorlar.
cooper, ressler ve keen'den biz hep böyle bakarız bakışı
The Blacklist'in bize sunduğu katıksız aksiyonun yanında çözülmemiş sorular, olayların perde arkası gibi heyecanları da var. Şimdilik Red'in Elizabeth ile neden kafayı bozduğu, neden bunca yıl sonra milleti yakalatmak için ortaya çıktığı, ilk etapta neden ajanlığı bırakıp suçlu olduğu, Elizabeth'in - güya - öğretmen olan kocasının ne ayak olduğu, Elizabeth'in ailesinin kimler olduğu, elindeki yanık izinin sebebi gibi sorularımız var. Belli ki bu sezonun planında bunlar var. Dizi şimdiden tüm bir sezon onayını almış durumda çünkü.
Ayrıca şahane müziklerinden bahsetmeden edemeyeceğim. Her bölümde sahneler eşlik eden müzikler 
Suuns'tan Up past the nurserynat king cole'dan Smile, Matt Corby'den made of stoneimagine dragons'tan The Rivernina simone'dan sinnerman, Hugo'dan 99 problems (ah bu bir şahane ki anlatılmaz), Dean Martin'den aint that a kick in the head gibileri. Ki bir de düşünün, Rolling Stones'un Sympathy for the Devil'ı, dizinin neredeyse resmi şarkısı.
Ben kendi adıma, ilk 3 bölümü izledikten sonra 4.bölümün başlarında durdurup kararsızlığa düştüm. Herşey iyi güzel hoş ama o kadar bol vaktim olmadığına karar vermiş durumdayım. Red olarak karşımda James Spader'ı görmek, diğer rollerinden çok daha değişik bir şekilde görünen Parminder Nagra'yı bir CIA ajanı olarak izlemek ilginç olsa da saydığıma göre şu ara haftada 15 diziyi takip ediyorum ve 16.sı olarak The Blacklist'i eklemem kafayı yememe sebep olabilir.
Ama ben anlattım, siz bilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder