26 Ağustos 2012 Pazar

Parenthood (1989) - ebeveyn olmak üzerine uzunca (2 saat kadar) bir söylem

Film izlemeye uzun zaman önce başladığımı biliyorsunuz az çok. Baya bir uzun zaman önce hem de. Neyse, o zamanlar tv vardı tabi, sonraları sinemayı keşfettim belki tek tük. Ama sinema uzaktı, pahalıydı ve ben henüz 40 kilo bile yokken elime harçlık da verilmiyordu. Korsan piyasasının farkına vardım eve bilgisayar girmesiyle birlikte. Her hafta gazeteden yeni filmlere bakıyorum, not alıp babamın eline tutuşturuyorum, o da iş dönüşü maltepe pazarına uğrayıp korsan cdleri eve taşıyor şeklinde bir döngüyle baya film izledim (Titanic'i bile). Lise boyunca da devam etti korsan cdlerle mücadelem, salak saçma altyazılar sonucu İngilizce'yi kendim söktüm misal. Elde tutulan kameralardan zar zor seçilen sinema çekimleri gözlerimi bozdu belki de (evet miyopu ve astigmatı ona bağlıyorum ben). Üstüne bir de Johnny çıkınca karşıma, bu sefer film kiralayan dükkanlardan ikna kabiliyetimle nuh tarihinden kalma cdleri satın alıp (abi bu benim olsun mu hı?gibi) eve döndüğümü bilirim (ahh the astronauts wife).
Ama asıl film üniversiteye gidince koptu tabi. Mühendislik fakültesine adım atmışsan, hem de bilgisayar mühendisliğine düşmüşsen ilk birkaç ay içinde download nedir, megabitin hayati önemi nedir, torrent kimin icadıdır, bsplayer en iyi dostun mudur öğrenmemek mümkün değildi. Nitekim öğrendik. Ve bir başladık ki hem "download"a hem de izlemeye, bitiremedik.
Bir yerden sonra şeyin farkına vardık tabi, e ben indiriyorum, sen indiriyorsun, o da indiriyor. Öbür tarafa dönüyorum, bakıyorum, onlar da indiriyor. Dedik bari kaynakları bu kadar hor kullanmayalım, paylaşalım, iletelim, hepimiz faydalanalım. Zaten her gün okulda 24 saat beraberiz, eve gidip de indirmeye uğraşacağıma aynı filmi, senden alırım bir flash bellekle, olur biter.
Şimdi yıllar sonra, dvdlere ve harici belleğe kaydettiğim filmlerin arasında, bu sebeple, ne idüğü belirsiz bir ton film var. Özellikle bu bir oyuncuya delicesine tutulma ve uçurumdan atlasa peşinden sırıtarak yol alma durumunda olabilen tek insanın kendiniz olmadığını anlamanız baya aydınlatıcı olabiliyor. Ben nasıl liseden beri Johnny hangi kameranın önünden geçmişse o kameraya ulaşmaya çabalamışsam, bir arkadaşım Joaquin Phoenix ile Ewan McGregor'a, bir kuzenim de Lindsay Lohan'a aynı sadakati göstermiş. Film havuzlarını olduğu gibi kopya ettiğim için de elimde şu an neyi anlattıklarına dair en ufak bir fikrim bile olmayan bir sürü joaquin, ewan ve lindsay filmi var.
bu, 89'daki filmin ailesi
1989 yapımı Parenthood filmi de onlardan birisiymiş meğerse. Kimin oynadığını, kimin yönettiğini bilmeden açtım. Konusu hakkında isminden dolayı bir fikrim vardı gerçi. Ekranda yönetmenin Ron Howard olduğu, başrolde Steve Martin olduğu falan yazınca da birkaç birşey oluştu kafamda. Yalnız iki saat boyunca bunu aldığım insan, nesi için indirmiş onu çözmeye çalıştım (çok kötü olduğundan bilmem ne değil yahu, sadece dedim ya benim bu -koliklerden hangisi indirmiş bunu acaba diye düşündüm). Yılı 1989 olunca daha da zorlaştı tabi.
bu 90'daki tv dizisinin ailesi
Konuysa bildiğimiz ebeveynlik işte. Hepsi de evli-bekar-boşanmış ve çocuklu 4 kardeşin ve onların oluşturduğu geniş ailenin ebeveynlik üzerine durumlarını anlatıyor Ron Howard, Lowell Ganz ve Babaloo Madel. Gil, Sarah, Helen ve Larry birbirinden gayet farklı aileler kurmuş farklı kardeşler olsalar da temelde çocuklarıyla ve eşleriyle yaşadıkları oldukça benzer. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar her şeyi çocukları için yapıyorlar, her çocuğun da farklı bir derdi farklı bir yönü oluyor. Tabi her bir ailenin de kendine göre değişik bir çocuk yetiştirme anlayışı olunca, biz de ondan ona atlayan içiçe geçen bu ailelerin hikayesini izlemiş oluyoruz.
Ama sıkılıyoruz. Sorun o. Komedi ve drama olarak geçen filmin draması bir yerden sonra sıkıcılaşıyor. Tamam hikaye çok samimi, çok açık, çok gerçekçi yönler taşıyor ama tempoyu ayakta tutamıyor. Parlak olduğu noktalar da yok değil elbette, her bir oyuncu şahane oynuyor, komediyi senaryo yazmışsa eğer dibine kadar yapıyorlar, gülmekten çatlıyoruz. Ama çok az oluyor bu ve geri kalan kısımda sadece yavaş geçen dakikaları sayıyoruz.
bu da bizim zamanın tv dizisinin ailesi
Steve Martin'i tabiki seviyoruz, zaten ilk dakikalarda onu gördüğüm için içim rahatlamıştı. Dianne Wiest ve Rick Moranis de işi garantilemişti. Ama daha 20'lerinde bir Keanu Reeves'i görmeyi hiç beklemiyordum. Ki acayip de güzel oldu. Yalnız şaşkınlığım büyüktü. Neye? Şuna : 

Film boyunca en çok güldüğüm ve düşündüğüm karakter Garry Buckman'dı. Annesiyle ve çevresiyle iletişimi (iletişimsizliği) ve kendi "storyline"ı beni iyi güldürdü. Bir yandan da kendime engel olamıyordum, ben bunu tanıyorum bir yerden diye. Çocukken çok meşhur olup sonradan dizilerde oynayıp duran aktörlerdendir dedim önce, oradan biliyorumdur. Baktım değil, sonra dedim o zaman kesin şu an çok meşhur ve bildiğim biri ama çıkaramadım. İzliyorum izliyorum bir türlü hah şu diyemiyorum. Sonunda film bitti, IMDb'ye baktım. Ve şoka giriyordum.

Buymuş. Bildiğiniz Joaquin'miş (Yuh Nihan, bu hali kendine bile benzemiyor niye indirdin :p ). Bir de şimdi bu Keanu'yla Joaquin aynı görünüyor, sene 2012. Ama sene 1989'da biri adam biri çocuk. Nesin sen Keanu nesin?
Tahmin edebileceğiniz gibi, film öylesine sıkınca beni böyle heyecanlar, eğlenceler aradım filmin içinde tabi. Çok kötü değildi belki ama benim gibi gelecek 50 yıllık kalkınma planınızda ne evlilik, ne de çocuk yoksa, pek bir ilginç yanı kalmıyor filmin. Hoş, olsa da sıkıyor da neyse. Ama öyle demeyelim, sonraki yıl kısa sürecek bir tv dizisi haline bile getirmişler filmi. Pek sevilmiş anladığım kadarıyla film. Bir de şimdiki, 2010'da başlayan aynı adlı diziyle de alakası var mı bilemiyorum. Olabilir, aynı mantıktır belki. Gerçi Lauren Graham var, ona da bir göz atmak lazım gelir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder