15 Ekim 2011 Cumartesi

Dehşetengiz Mitoslarda Bu Hafta : Polyphemus'u Kör Eden Odysseus ve Tanrıların Doğuşu

Geçen hafta anlatmıştım Dehşetengiz Mitoslara neden başladığımı (burda.). Bu haftaki mitoloji dersimiz çok fena doluydu. Bir yığın resim, kabartma, vazo, amfora, resim gördüm, inceledim, hikayelerini dinledim, okudum.
Hesiodos'un bronz başı
İlk önce Yunan şiirinin milattan önceki zamanlarındaki bir diğer ve çok önemli şairinin varlığından haberdar oldum : Hesiodos. Homeros'u bilirdim elbet, herkes gibi. Roma dönemindekilere de rast gelmişliğim vardı şairlerin, ama Hesiodos'la hiç karşılaşmamıştım. Ya da karşılaşmıştım da belki, kim olduğuna dikkat etmemiştim. Kendisi M.Ö.8.yy.da yaşamış. Anadolu'nun batı ve kuzeybatısına o zamanlar verilen isimlerden biri olan Aiolia'daki Kyme (İzmir-Aliağa'da bugün) şehrinden Boiotia'nın (ki burası da o zamanın kıta Yunanistan'ında merkezde bir bölge, Attika'nın hemen yanı) Askra şehrine göç etmiş. Babası Dios ticarette başarısız olunca, topraklarını iki oğlu Hesiodos ve Perses arasında paylaştırıp, herkes kendi yoluna demiş bir saatten sonra. Bu Perses bildiğiniz arıza kardeşmiş, Hesiodos da düzgün kardeş. Perses har vurup harman savurmuş elindeki avucundakini, borca düşmüş, mahkemelere taşınmış. Hesiodos da yardım etmiş vaktinde. Anladığım kadarıyla bu Hesiodos Antik Yunan edebiyatının biraz şey figürü, hani Homeros tüm o tanrıların, ölümsüz-ölümlü kahramanların destansılığını anlatırken, Hesiodos zenginleri ve sistemi yeren şeyler söylermiş nerdeyse. Hatta Azra Erhat da yazmış "konu edindiği dünya öyle başka bir dünyadır ki; iki ozanı (homeros-hesiodos) karşılaştıran bir yarışma olduysa gerçekten, Hesiodos'a bağımsızlık ve özgürlük ödülünü vermemek elden gelmez." diye. Çiftçilikte, ekip biçmekle, günlük işlerle ilgili şeyler anlatmış bol bol. Kendi de çobanlık yaparmış zaten. Çobanlık yaparken zaten şiir yazmaya başlamış. Zeus'un kızları Muse'ler (bizim tabirimizle ilham perileri) görünürmüş dağda Hesiodos'a, o da şiir yazarmış böylece. Elimize tastamam ulaşan iki eseri var, daha doğrusu onun olduğu düşünülen. Bir "Work and Days" diye eseri ki bahsettiğim üzere günlük işleri, çiftçiliği falan anlatıyor; bir de "Theogonie" yani adından da anlaşılacağı üzere - teoloji gibi yani - tanrıları anlatıyor.
"Doğrusu başlangıçta sonsuz uçurum (Kaos) vardı, sonra da Yer (Gaia) ve Aşk (Eros)...Gaia yıldızlı Gök'ü, Uranos'u doğurdu, kendisine eşit ve kendisini tamamen kaplayacak biçimde. Gaia' nın Uranos'la birlikteliğinden altı erkek yani Titan'lar altı kız yani Titanid'ler, tek gözlü Kikloplar (Cyclops tekili, Cyclopes çoğulu), yüz kollu Hekatonkheir'ler doğar. Bunlar öz babalarınca sevilmiyorlardı. Çocuklardan biri doğunca, Uranos onu Gaia'nın derinliklerine gömüyor ve huzur duyuyordu; oysa Gaia inildiyordu. Dolayısıyla Gaia bir kurnazlık tasarlar : Çocuklarını ayaklanmaya teşvik eder. Korku tümünü sarar. Bir tek Kronos annesine yardımcı olacağına söz verir. Annesinin yapımı bağcı bıçağıyla Kronos babasının cinsel organını keser ve denize atar. Ölümsüz tohumdan Afrodit doğar; bu ad köpükten doğmuş anlamındadır. Kronos, erkek ve kız kardeşlerini Gaia'nin derinliklerinden kurtarır. Uranos'un yarasının kanından Erinyalar ve Devler doğar."
Bir başka anlatımı da şöyle :
"Hesiodos’a göre başlangıçta yalnızca Khaos yani esneyen boşluk vardı. Sonsuz ve karmaşık Khaos bir gücülükten başka bir şey değildir, böyle olmakla kavranılamaz bir şeydir. Khaos’tan Nyks (Gece) ve Erebos (Yer altı ya da ölülerin bulunduğu dipsiz boşluk) oluşmuştur. Nyks, Khaos’un kızı, Erebos da oğludur, Nyks’den ve Erebos’tan Eros (Aşk) olmuştur, onun olmasıyla düzen ve güzellik karmaşanın yerini almıştır. Eros, Ether’i (Işık) ve Aitheros’u (Gün) oluşturmuştur. Bu arada “her şeyin sarsılmaz temeli” Gaia (Yer) ortaya çıkmıştır. Gaia da Uranos’u (Yıldızlı gök) oluşturmuştur. Daha sonra Gaia ve Uranos başta Okeanos olmak üzere pek çok varlığı oluşturmuşlardır, bu varlıkların başında Kyklops ve Titan’lar gelir. Gaia’yla Uranos’un çocukları Kronos ve Rea tanrıların başı Zeus’un ana-babasıdır. Kyklops denilen devler alnının ortasında iri bir gözü olan yaratıklardır. Dağlar kadar iri olan bu yaratıklardan sonra Titan’lar gelmiştir. Titan’lar da üstün güçleri olan varlıklardır, bunlardan tanrılar oluşmuştur." (Düşünce Tarihi, Afşar Timuçin)
Eleusis amforası, proto-attika işi,M.Ö.650. Eleusis Müzesi'nden.
Hesiodos'un da bahsettiği Gaia ile Uranos'un çocuklarından olan bir çeşidi de Kikloplar. En ünlüleri Poseidon ile bir Nymph olan Thoosa'nın çocuğu olan Polyphemus. Bizim Odysseus vakti zamanında Troia'daki savaştan dönerken, yolu bu kiklopun mağarasına düşmüş. Daha doğrusu kiklopların adası olarak bilinen adaya rast gelmiş gemisiyle ve adamlarıyla birlikte yiyecek ve içecek bulmak amacıyla keşfe çıkmış. Polyphemus'un mağarasındalarken, kiklop gelip mağaranın ağzını kocaman bir taşla kapamış ve Odysseus ile adamları içerde kalmış. Sonra her gün iki adamı yemeye başlamış Polyphemus. Bir gün bir koyununu aramaya çıkınca kiklop, Odysseus bir plan hazırlamış. Bir sopanın ucunu ateşte kızdırıp, bir kenara saklamışlar adamlarıyla. Polyphemus geri döndüğünde Polyphemus'a bir yemek hazırlamış ve Maron'dan aldığı şarabı ikram etmiş kiklopa. Polyphemus şarabı kana kana içmiş, yavaş yavaş uyuşup, uyuklamaya başlamış. Bu arada Odysseus'a ismini sormuş, o da "Hiçkimse (Nobody)" demiş (sanki Jim Jarmusch da Odyssey mi okumuş ne :p ). "Öyleyse bir dahaki öğüne seni yiyeceğim Hiçkimse" demiş Polyphemus da uykuya dalarken.
Atina siyah figürlü oinochoesi M.Ö.6.yy. Louvre Müzesi'nde şimdi.
O öyle dalınca, Odysseus da adamlarının yardımıyla kızgın sopayı tutup, kiklopun alnının ortasındaki tek gözüne sokuvermiş. Kör olan Polyphemus deliler gibi bağırıp, diğer kikloplardan yardım istemiş, "Hiçkimse beni kör etti!" diye. E tabi onlar da bu bizimle dalga mı geçiyor diye bakmamışlar haline. Ertesi sabah Odysseus yine o dahice fikirlerinden (hiç eksik olmaz o fikirleri zaten. Koskoca Troia yerle yeksan oldu senin yüzünden Odysseus mutlu musun şimdi ha? Deli oluyorum ben bu Ody'ye. Bir git, düşünme sen diyesim geliyor.) birini hayata geçirmiş. Kendini ve adamlarını, kiklopların koyunlarının altına bağlamış. Sabah da koyunlar otlatmaya çıkarılırken, Polyphemus özellikle sırtlarını yoklamış koyunların. Hani bu serseriler beni kör etti görmeyim diye, koyunlara binip gitmesinler gibisinden. Ama tabi hayvanların sırtında bulamayınca adamları, çıkartmış koyunları otlatmaya. Odysseus ve adamları kaçmayı başarıp, gemilerine atladıklarında Odysseus geriye bağırmış Polyphemus'a, "Ben hiçkimse değilim. Odysseus'um. Leartes'in oğlu, Ithaca kralı!" diye. O kadar zekice plan yap, kurtul, sonra ettiğine bak Ody. E adını öğrenen Polyphemus, babası Poseidon'a yakarmış tabi. Poseidon da deli olmuş Odysseus', eve dönüş yolunda fırtınanın belanın bini bir para olmuş Odysseus'a. Ama tabi kocaman bir destanın, Odyssey'in konusu.
Sperlonga Mağarası
Bu Polyphemus'un kör edilişi meselesine dair önemli bir heykel eser Sperlonga mağarası diye bir yerde bulunmuş. Sperlonga bugün İtalya'da Lazio'ya bağlı, Roma ile Napoli arasında bir sahil kasabası. Roma döneminde o zamanlar pek moda olan bir sahil kasabasında bir de dağlık yörede villa sahibi olma durumuna uygun düşerekten imparator Tiberius'un bir villası varmış. Villa kompleksi üç kısımdan oluşuyor; bir villanın kendisi odaları falan, bir de sahile yakın bir teras ile mağara. Mağara asıl anıt kısmını oluşturuyor. Girişin hemen arkasındaki bir kare tabanla iç mağara kısımlarından oluşuyor mağara da. Bu giriş kısmında dikdörtgen bir ada var, yemek odası olarak kullanılan. Burda durulduğunda iç kısımdaki heykellerin ve sanat eserlerinin görülebildiği şekilde yapılmış. Orda bulunan heykeller günümüzde Sperlonga Müzesi'nde görülebiliyor.
Odysseus ve adamları Polyphemus'u kör ederlerken, mağaradan bulunan heykel. Sperlonga Müzesi'nde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder