25 Mayıs 2011 Çarşamba

WILLOW (1988)

Sabit Film Uyarısı: Bu ibarenin olduğu her bir film anlatısı-incelemesi için diyorum ki "yok spoiler dı,yok efendime söyleyim film kritiğiydi başıydı sonuydu", yer alabilir, içinde geçebilir, birşeyler olabilir. Ben anlamam, demedi demeyin.Belki üzerinde çok düşünmezseniz, spoiler içermez. Haa ama yok çiseden nem kaparım, olayı hemen abartırım diyorsanız spoiler da içerir, gereksiz muamele de yapar.
Willow, George Lucas'ın (bizim George'un yani;>) yarattığı hikayeden Bob Dolman tarafından ortaya çıkarılan senaryonun oluşturduğu ve Ron Howard'ın (Evet A Beautiful Mind'ın, Cinderella Man'in, The Da Vinci Code'un ve Angels&Demons'ın da yönetmeni olan Ron Howard'ın) yönettiği, kötülük karşısında kendini bulan bir cesaretin öyküsü.
Film pis, soğuk zindanlarda tutulan hamile kadınlarla açılıyor. Orta Dünya, Narnia ya da Oz gibi bizimkinden farklı bir dünyada, anlıyoruz ki şeytani kraliçe Bavmorda kötü büyülerinin de yardımıyla hükmetmekte. Ancak bir kehanet ortaya çıkıyor ve kolunda bir işaret taşıyan bir kız çocuğunun doğup, Bavmorda'yı yeneceğini söylüyor. Bunun üzerine tarihteki tüm diğer kehanet duymuş kötülerimiz gibi, kraliçe de hamile kadınları toplatıp, yeni doğan tüm kız çocuklarını gözden geçiriyor. Sonunda işareti taşıyan bebek doğunca, tam onu öldüreceklerken haline acıyan ebe, bebeği kapıp kaçıyor.
Dere tepe, ufaklığın saçı lüle lüle olana dek dolaşıp, kraliçenin azman köpeklerinden kaçan ebe, sonunda bir nehir kenarında daha fazla kaçamayacağını anlayınca, bebeği sepetiyle suya bırakıp, kendini köpeklere yem ediyor.
Tam da bu noktada Nelwyn'lerle tanışıyoruz. Hobbitlerden hallice bir ahali olan Nelwynlerin tamamı cüceler tarafından oynanmış. Kendi boyutlarındaki evlerinden oluşan köyleri, sık ağaçlarla kaplı bir ormanın tam bitimindeki güzel mi güzel bir nehrin kenarındaki düzlükte kurulu Nelwynlerin yıllık büyücü çırağı seçimi festivaline konuk oluyoruz. Willow Ufgood da büyücü olma hevesinde genç bir Nelwyn.
Genelde başarısız olan sihirbazlık numaraları sergileyen Willow, bu senekinde büyücü Aldwin tarafından çırak olarak seçilmek için uğraşıyor. En az kendisi kadar yüzünden iyilik fışkıran karısı Kiaya ve bir kız bir oğlan iki çocuğu ile birlikte Nelwyn köyünde çiftçilik yaparak yaşayan Willow'un kaderi, tam da o gün çocuklarının nehir kenarında bizim sepetteki bebeği bulmalarıyla değişiyor.
Sırf kendine güveni ve cesareti olmadığından içinden geleni cevabı veremediğinden, Aldwin tarafından seçilemeyen Willow'un üzgün olduğu festivalin ortasında kraliçenin köpekleri bebeğin peşinde köye saldırıyor. Bizim ufak ama savaşçı Nelwynlerimiz onları öldürüyor ama bir şeyin peşinde olduklarını anlıyorlar. Bunun üzerine toplanıp, aralarından seçtikleri bir grubu, bebeği götürüp ilk gördükleri Daikini'ye vermek üzere yollamaya karar veriyorlar. Daikini, bu dünyada normal boyutlarda insanlara verilen isim.
Sırtında bebekle Willow, küçük Emrah bakışlı ama yüreği kocaman arkadaşı Meegosh, kendini düşünen lider Burglekutt, savaşçı Vohnkar ve onun birkaç savaşçısı daha yola çıkıp, kavşağa varıyorlar. Orda kafese konulmuş suçlu Madmartigan'la karşılaşınca ikiye bölünüyorlar. Willow ve Meegosh dışındakiler kafesi açıp, bebeği Madmartigan'a verip gitme taraftarı oluyor. Bu sırada vikingvari komutan Airk komutasındaki kocaman bir ordu da kötü kraliçe Bovmarda'yla savaşmaya gidiyor.
Olayların bu noktadaki gelişimiyle Willow, bebeği güçlü büyücü Tin Raziel'e ve onu koruyacak iyi krallığa götürmek üzere usta ama serseri savaşçı Madmartigan'la ve iki Brownie (ormanda yaşayan bit kadar insanımsı canlılar) ile bir cesaret ve umut yolculuğuna çıkıyor. Biz de bu yolculuk boyunca kötü kraliçenin savaşçı kızı Sosha, şeytan general Kael, bizim Turist Ömer Uzay Yolculuğunda'nın tuz canavarından hallice maymunumsu Troll'ler, domuzza çeviren büyüler ve daha niceleriyle tanışıyoruz.
Willow, vaktinde gişede tam bir hezimete uğramış. Bu sebeple Lucas da hikayesine kitaplarda devam etmiş. Şimdiki anlamında kült bir klasik oluşu, ancak son 10 yıl içinde olmuş birşey. İlk bakışta insanların genel kanısı, Yüzüklerin Efendisi çakması olduğu yönünde. Belki, bazı ayrıntılarıyla. Ama kesinlikle bir çakmadan çok daha fazlası Willow. Çeşitli efekt dallarında iki Oscar ödülüne aday olmuş bir film. Ama ciddi anlamda zayıf kalan yanları da yok değil, ki gişe sonucunun asıl kaynakları da bunlar olabilir. Bir kere Star Wars serisiyle çok daha önceden anladığımız George Lucas'ın diyalog yazamama hastalığı var. Willow'da da aynen devam ediyor bu. Ancak Star Wars'ın klasik olabilmiş çeşitli repliklerine rağmen Willow'da öyle birşeyler de yaratamıyor Lucas.
Anlattığı hikayenin sağladığı onca müthiş şey varken, herşeyi üstünkörü geçiyor. Ana olayın neden böyle geliştiğini anlamamızı sağlayacak geriplan hikayeleri savuşturulmuş halde beliriyor. Karakterlere yakınlık veya uzaklık duyamıyoruz. Sadece 18 yaşındaki bir Warwick Davis'in ve onun ailesini oynayan Julie Peters, Mark Vande Brake ve Dawn Downing'in insanüstü sıcakkanlılıkların ve sempatiklikleri sayesinde içimizde bir şeyler ısınıyor. Onun dışında Lucas'ın Han Solo-Leia takıntısını aynen ama daha sığ bir şekilde yaşatmasına tanık oluyoruz Madmartigan-Sosha nezdinde.
Gene de keşke devam etseymiş Howard ve Lucas, Willow'un hikayesine beyazperdede.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder