21 Mayıs 2011 Cumartesi

UP IN THE AIR (2009)

Sabit Uyarı: Bu ibarenin olduğu her bir film anlatısı-incelemesi,önceki senelere aitti.O yüzden "yok spoiler dı,yok efendime söyleyim film kritiğiydi başıydı sonuydu", yer alabilir, içinde geçebilir, birşeyler olabilir. Ben anlamam, demedi demeyin.


İşte film denen sanat eseri böyle olmalı. Düzenli başlayan, yükselen, inişleri çıkışları olan, hayatı sorgulayan, insanların içlerine seslenen, samimi...Arada hüzünlendiren, bazen karakterle birlikte ciddi şoklara sokan ama gene de her anında içinizde bir mutlu son umudu taşımanızı ve bunu kaybetmemenizi sağlayan, içinizden bir hikaye anlatmalı. Film denilen şey böyle olmalı.
Zaten Juno'dan da belliydi. Jason Reitman bize taşıdığı her hikayede samimiliği koruyacak gibi görünüyor. Öyle ki o hiç hazzetmediğim George Clooney'nin yamuk gülüşü bile içimi ısıttı.Vera Fermiga'nın inanılmaz karizmatik güzelliğine tapacak hale geldim. En iyi yardımcı kadın oyuncu adayı olmuş Anna Kendrick ise şaşırtıcı gülümsemelere yol açtı.
George Clooney'nin canlandırdığı Ryan Bingham, şirketlerin işten çıkaracakları elemanlarına bu kötü haberi açıklamak üzere tutulan bir işten çıkarma şirketi çalışanı. Bunun için yılın hemen hemen her günü, ülkenin her bir yerine uçarak, şirket şirket dolaşıyor. Hayatı, kendisinin de keyifle belirttiği üzere havaalanlarında, uçaklarda ve otellerde geçiyor. Evi olarak oraları görüyor ve oralarda rahat ediyor. Kimseye ya da hiçbir yere bağlanmıyor. Konuşması çok etkileyici ve ikna edici. Hayatı oldukça düzenli ve rahat. Ancak bir yolculuk sırasında tanıştığı Alex, şirketinde yeni işe başlayan Natalie ve evlenen kızkardeşinin düğünü ile birlikte tüm bildiklerini, sevdiklerini, hayatını sorgulamaya başlıyor. Tabi tüm bunların yanında film esprili bir şekilde ekonomik krizi ve bunun yol açtığı herşeyi bizlere anlatmaya çalışıyor.Yine o şahane gitar tınıları eşliğinde.
Oscar adaylığı sadece en iyi film dalıyla kalmıyor tabiki. En iyi yönetmen, senaryo, erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu dalları da olmak üzere toplamda 6 oscar adaylığı var.Tahminim en azından bir ödül alacağı yönündeydi ama hiç alamadı.
İzlenmesi, düşünülmesi, tebessüm edilmesi ve belki de biraz kendine dönülmesi gereken bir film olmuş sonuçta. İnsanın koşa koşa havaalanına gidesi ve ilk uçağa atlayıp, neresi olursa olsun gidesi geliyor. 
"How much does your life weigh? Imagine for a second that you're carrying a backpack. I want you to pack it with all the stuff that you have in your life... you start with the little things..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder