24 Nisan 2011 Pazar

UNKNOWN (2011)


 Liam Neeson hastalığımdan daha önce bahsetmedim.Yeri geldi söyleyeyim:Kendisini gerek cüssesi sebebiyle olsun gerekse  o "herkesi-herşeyi korurum,her zaman ahlaken doğru olanı yaparım" mesajını veren babacan karizmasından dolayı neredeyse bir tür kişisel "mentor" artı bir kişisel "sword master" olarak görürüm.Genelde en aksiyonu mesajı bol dramaların ilk 15 dakikasında bu görevlerini filmin başta ezik-sonradan canavar olacak karakterine karşı yerine getirip,aynı parıltısıyla sahnelerden çekilir.Adetidir,daha filmin başında bir dolu kahramanlık gazıyla dolu halde,gözü yaşlı,bu dünyada tek başınıza kalmış gibi bırakıp gider biz zavallı izleyiciyi.(Bknz.Star Wars,Kingdom of Heaven)Ayrıca da Kuzey İrlandalıdır,kendime hiçbir türlü engel olamam.

Bu sebeple ustamın baştan sona yer aldığı her bir filme gözüm kapalı dalmaktan çekinmem."Unknown"un haberleri de internette dönmeye başladığından beri beklemedeydim.Yanına da çocukluk arkadaşım Aidan Quinn'le ömür geçirilmek istenebilecekler listesinin en başlarında yer alan Diane Kruger'ı katmış gelmekte olduğunu görünce tamam dedim.Zaten geneli bir Bourne olayı,bir gerilim,heyecan durumu.

Hakkını yemeyeyim,hakikaten bir kimliği çalınan-olayları aydınlatmaya çabalayan adam aksiyonuydu.Fena da değildi.Ama eksikti.Daha doğrusu herşeyinin dozunda olmasından dolayı sadece kendini izlettiren bir orta-karardı.Kovalamacalar,dövüşler,atmosferin sağladığı gerilim,romantizm,merak...hepsi çok iyi ayarlandığından bir türlü "o" seviyeyi geçemedi.Evet film boyunca kim bu adamlar,bu adam gerçek mi söylüyor,niye bunlar oluyor diye merak ediyorsunuz.Olayı çözmeye çabalıyorsunuz,takip sahnelerinde belli bir düzey heyecan yaşıyorsunuz ama o kadar.Hiçbir durumda yerinize mıhlamıyor hikaye."Ortadoğulular her zaman kötü ve cahil değildir.Ama Amerikalılar parası olanın istediği kötülük için çalışır." ve "Avrupa tuhaf bir karmaşadır.Kendi içinde olanlara bile söz geçiremez,diğerlerinin oyunlarını anlamaz." mesajlarını serpiştiriyor hafifçe.
Almanya'nın kültür mozaiğini açıkça sergiliyor puslu atmosferiyle birlikte.Filmin en başında Neeson ve Jones'un bindiği taksi şöforü yol boyu telefonda Türkçe olarak akrabalarıyla konuşuyor,ki bu konuşmalar Almanya'daki Türklere dair pek çok özellik barındırıyor.Kruger'ın canlandırdığı Gina, Balkanlardaki savaşlarda ailesi katledilmiş bir kaçak göçmen ve filmin bir yerinde bir Türk lokantasında çalışıp,Türkçe konuşuyor,oturduğu eski püskü apartmanda bol bol Türk ailesi var.En yakın arkadaşlarından biri Afrika'dan göçmüş ve Almanya'da çalışarak ailesine para gönderen bir Afrikalı.Tüm bunların yanında film bir de "Almanya'yı mahvetti bu gelenler" repliğini taksi durağı patronundan duyurarak olayı tamamlıyor.
Ustayı her şekilde izlemeye devam ederim ama yeteri kadar tat vermiyor film.Diane Kruger yerinde,iyi,hoş.Ama January Jones resmen T-X'in betası gibi.Bir yerlerden Arny fırlasa da kurtarsa bizi diye umdum film boyunca.Yönetmen Jaume Collet-Sera'yı 2005'te House of Wax'te denemiştim,dalga geçilebilir ama gene ayarında bir filmdi(Bu film için tek sebebim de tabiki gençliğimi harcayan One Tree Hill etkisiydi-Bknz.filmin daha ilk yarısında tişörtünü çıkaran Chad Michael Murray).Bunun dışında kendisi bol bol klip ve reklam çekmiş.
Sonuçta pazar akşamı falan evde oturup,patlamış mısır eşliğinde yerinde-ayarında bir gerilim-aksiyon olarak izlenir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder